PARAŞÜTLERİMİZ

•Ağustos 15, 2007 • Yorum yapın


Charles Plumb Vietnamda uçmuş,ABD Hava Harp Okulu mezunu bir pilottu.
Savaş sırasında yaptığı 75.inci uçuşta, yerden havaya atılan güdümlü bir füze tarafından vuruldu.
Derhal kendini fırlatıp paraşütle bir ormanın içine düştü.
Kısa bir sure sonra da Vietkonglar tarafından yakalandı ve tam 6 yıl Kuzey Vietnamda esir olarak tutuldu.
Bugün Charles Plumb yaşadığı bu tecrübe hakkında insanlara ders vermektedir.
Bir gün Charles ve eşi restoranda yemek yerlerken bir adam masalarına yaklaşır ve şaşkınlık içinde çığlık atar:

-Aman Allahım ! sen Plumb’sın .Vietnamda jet pilotuydun ,Kitty Hawk havaalanından. Uçağın düşmüştü!

-Evet ama sen nereden biliyorsun bunu ? der eski pilot Plumb

-Biliyorum çünkü uçuş öncesi senin paraşütünü ben hazırlamıştım.

Plumb hayretler içindeydi. Adam elini Plumbun omuzuna atar:

-Anladığım kadarıyla paraşüt işe yaramış

Plumb evet anlamında kafasını sallar. -Eğer işe yaramasaydı şu anda burada değildim.

Plumb o gece ,restoranda masaya gelen adamı düşünmekten uyuyamaz.
Savaş sırasında çoğu kez gördüğü bu adamla bir kez olsun konuşmadığını düşünür.
Çünkü o bir savaş pilotu,adamsa paraşüt hazırlayan basit bir askerdir sonuçta.
Oysa o asker ,uzun tahta bir masada saatlerini harcayarak ,dikkatle katladığı paraşütlerle ,
her seferinde hiç tanımadığı bir insanın kaderini ellerinde tutuyordu.
Bu olaydan sonra verdiği derslerde Plumb dinleyicilere hep aynı soruyu sormaya başladı:

Paraşütünüzü kim hazırlıyor?

Tüm hayatı boyunca ihiyaç duyduğumuz her şeyi bir başkasının hazırladığı biz modern dünyanın insanlarına sorulabilecek en anlamlı sorulardan biri
de bu belki de….Yaşamaya devam etmemizi sağlayan sayısız paraşütler var hayatımızda,her defasında bir başka insanın bizim için hazırladığı ,maddi paraşütler,

manevi paraşütler,duygusal paraşütler,ruhsal paraşütler…. .. Sahip olduğunuz en büyük yeteneği kim kazandırdı size ,veya düşünce
yapınızı kim şekillendirdi? Kimler size moral verdi zor zamanlarınızda ya da hayata dair manevi değerlerin farkına varmanızı kimler sağladı?

Hayatınız boyunca paraşütünüzü hazırlayan kimlerdi?İşte onlar hayatımızı borçlu olduğumuz insanlardır.Peki siz kimlere, hangi paraşütleri hazırlıyosunuz, hiç düşündünüz mü?

NE YAPARDINIZ ? KARARI SiZ VERiN

•Ağustos 14, 2007 • Yorum yapın

Ne yapardınız? Kararı siz verin. Komik bir cümle beklemeyin, çünkü yok. Yine de okuyun.

Soru su: Aynı kararı siz verir miydiniz?

Okuma ve öğrenme zorluğu çeken çocuklara özel eğitim veren bir okul için bağış toplama yemeğinde, çocuklardan birisinin babası katılımcılar tarafından asla unutulmayacak bir konuşma yaptı. Okula ve kendini adamış öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu:

“Dışarıdaki etkenler tarafından etkilenmedikç e doğa her şeyi mükemmel bir şekil ve sırada yapıyor. Ama yine de oğlum Shay, diğer çocukların öğrendikleri gibi öğrenemiyor. Diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamıyor. Oğlumda doğal olması gerekenler şeyler nerede?”

Bu soru karşısında dinleyiciler sessiz kaldılar.

Baba devam etti. “Ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zekâ engelli Shay gibi bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor.”

Ve sonra aşağıdaki hikâyeyi anlatmaya başladı:

Shay ve babası bir gün parkta Shayin tanıdığı birkaç çocuğun baseball oynadıklarını gördüler. Shay sordu, “Acaba oynamama izin verirler mi?”

Shay’in babası çoğu çocuğun Shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını istemeyeceklerini ama aynı zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o çok ihtiyacını duyduğu, engellerine rağmen başkaları tarafından kabul edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu.

Shay’in babası çocuklardan birinin yanına yaklaştı ve (fazla bir şey beklemeyerek) Shay’in oynayıp oynayamayacağı nı sordu. Çocuk söyle danışabileceği birilerine baktı ve sonra “Su anda 6 sayı gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. Herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya çalışırım” dedi.

Shay büyük bir gayretle takımın yanına gitti ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile takim t-shirtini giydi. Babası gözünde yaş, kalbi sıcak duygularla dolu onu izledi. Çocuklar oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu gördüler. Sekizinci turun sonunda Shay’in takımı birkaç puan kazandı ama hala 3 sayı gerideydi. Dokuzuncu turun başında Shay eldiveni eline geçirdi ve sağ açık sahaya çıktı. Ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babası ona tribünlerden el salladığını gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

Dokuzuncu turun sonunda Shay’in takimi yine puan kazandı. Şimdi bütün kaleler doluydu, oyunu kazanma şansı ortaya çıkmıştı ve vurma sırası Shay’e gelmişti.

Bu noktada Shay’in vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi almalıydılar? Şaşırtıcı bir hamleyle Shay’e sopayı verdiler.

Herkes, isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyordu, çünkü bırakın vurmayı Shay sopayı bile elinde tutmasını bilmiyordu.

Ama Shay sahaya çıktığında top atıcı, diğer takımın kazanma şanslarını bir kenara bırakarak Shay’e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne giderek yumuşak bir şekilde topu Shay’e doğru fırlattı. Shay zorlukla sopayı savurdu ama ıskaladı. Atıcı tekrar birkaç adım öne doğru geldi ve topu yine yumuşak bir şekilde Shay’e doğru attı. Shay sopayı savurdu ve hafifçe dokunarak yere atıcıya doğru vurdu.

Oyun şimdi bitecekti. Atıcı topu yerden aldı ve ilk kaledeki adamına kolaylıkla atabilecek ve Shay’i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti.

Ama atıcı topu aldı ve ilk kaledeki adamının başının üzerinden diğer takım arkadaşlarının erişemeyeceği yere fırlattı.
Tribünlerdeki herkes ve iki takımda bağırmaya başladılar, “Shay, ilk kaleye koş, ilk kaleye koş!”
Shay hayatında hiç bu kadar uzağa koşmamıştı ama ilk kaleye gidebildi. Şaşkınlıktan büyümüş gözleriyle yere çöktü.

Herkes bağırmaya devam etti,
“İkinci kaleye koş, ikinci kaleye koş” Nefes nefese Shay zorlukla ikinci kaleye koşabildi. Shay ikinci kaleye geldiği
sırada açık sahada diğer takımdan biri topu almıştı…
Takımın en küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki adamına atabilirdi ama top atıcısının niyetini anladığından o da kasıtlı olarak topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden attı.

Herkes bağırıyordu, “Shay, Shay, Shay, bütün yolu koş Shay”

Karşı takımdan birinin yardım ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle Shay üçüncü kaleye koşabildi, “Üçüncüye koş! Shay, üçüncüye koş!”

Shay üçüncüye gelirken diğer takımdaki çocuklar ve seyirciler ayağa kalkmışlardı ve bağırıyorlardı, “Shay, hepsini koş! Hepsini koş!” Shay hepsini koştu ve oyunu takımı için kazanan bir kahraman olarak herkes tarafından alkışlandı.

“O gün”, dedi babası, gözlerinden yaşlar aşağıya doğru süzülerek, “iki takımdaki çocuklar da dünyaya bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi başardılar”.

Shay bir sonraki yaza yetişemedi. O kış öldü. Bir kahraman olduğunu ve babasını mutlu ettiğini ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde onu kucakladığını asla unutmadı.

BİR İP BİR KÜFE

•Ağustos 14, 2007 • Yorum yapın

Bir şehrin en zengini öldüğünde, tellallar sokaklara dökülüp;* Ey ahali, diye bağırmışlar. Biliyorsunuz Veli efendi öldü. Bir vasiyeti var. Ahiret hayatına alışabilmek için, kendisine bir günlük yardımcı arıyor. Kim ki, mezardaki ilk gecesini onunla beraber geçirirse,

Veli Efendiye ait servetin yarısı kendisine verilecektir. Ey ahali,duyduk duymadık demeyin….

Tellalların bütün çabasına rağmen kimse bu parlak, fakat korkulu vasiyete kulak vermemiş.Ama sonunda, şehrin en fakir sırt hamallarından birisi çıkmış ortaya.

Adamcağız bakmış ki, hayatta zaten sırtındaki küfesinden ve ipinden başka bir şey yok. O halde “hamal olarak yatıp,ertesi sabah zengin olarak kalkarım” diyerek razı olmuş…Genişçe bir mezara,iyice kefenlenen zengini ve yanına hamalı yatırmışlar.Az sonra sual melekleri gelmiş “İkisi de bize emanet” diye konuşmuşlar.

“Zengin nasıl olsa kalacak, su hamaldan başlayalım.” Sormuşlar: * Dünyada malin mülkün var miydi?* Alay etmeyin demiş, hamal. Sırtımdaki küfeden ve ipten başka hiç bir şeyim olmadığını siz de bilirsiniz.

* Peki diye eklemiş melekler, o ipi ne karşılığında aldın.. Sonra küfeyi ne is gördün de nasıl elde ettin?Anlatmış hamalcağız. Beş kişinin malini 10 kurusa taşıdım. İkisini yedim, sekizini sakladım..

Ertesi gün de ayni isleri yaptım. Yemedim içmedim, ucuza taşıdım ve bunları aldım. Melekler:* Çık demişler, çık… Olmadı…. Hasan Efendiden aldığın para, hak ettiğinden çok düşük. Biz ondan bunun hesabini soracağız.

Mehmet Efendiyle de ucuza anlaşmış ve ucuza taşımışsın….* İyi ama, diye cevaplamış hamal, hakettigim parayı isteseydim, bana taşıttırmazdı. Taşıttırmayınca da aç kalırdım…..

* O bizim isimiz demiş melekler, nasıl olsa buraya o da gelecek. Biz senin adına ona sorarız. Melekler, hamal’ı sikistirmaya devam etmiş. * Söyle bakalım, aldığın paranın kaçını yedin, kaçını sakladın?

* On kuruş aldı isem, yarısını sakladım… iki kuruş aldı isem, bir kurusunu biriktirdim. ..* Çık demiş melekler… Yine olmadı, hem ucuza taşımışsın, hem de gıdandan kesmişsin…

Yani sen, kendi nefsine zulmetmişsin. .. Nefsine zulmetmek de günahtır, bilmez misin?…Hamalcağız ne cevap vereceğini düşünüp ecel terleri dökerken, sabah olmuş. Açılan mezardan yukarıya bir bakmış ki, bütün millet orada…

Kadı Efendi ve şehrin mehter takımı da kendisini bekliyor. Bir kıyamet ki sormayın.“Kutlu olsun” demişler… “Bu gece kimsenin yapamayacağı bir isi basardın ama, bak artık zengin oldun.”

* Yooo, diye bağırmış hamal. İstemem , sizin olsun… Ben , bir iple küfenin hesabini sabaha kadar veremedim,
Ya o kadar servetim olsaydı, ne yapardım?

ÜRÜN TALİMATLARI

•Ağustos 14, 2007 • 1 Yorum

DUA

•Ağustos 14, 2007 • Yorum yapın

İki arkadaş, Hamdi ile Mahmut, beraberce bir iş seyahatine çıkmışlar.Hamdi, Mahmut’un her gece yatmadan önce ‘Allahım, anamın düşündüğü düşman başına, karımın düşündüğü benim başıma’ diye dua ettiğine dikkat etmiş ve sormuş
“Arkadaş senin anan bu kadar kötü bir kadın mı? Senin karın bir melek mi? Halbuki normal olarak insanların anaları iyiliklerini ister!” Hamdi gülümseyerek cevap vermiş “Kardeşim şimdi anam oturup düşünüyordur. “Benim Hamdi’nin başına bir iş mi geldi? Bir kaza mı geçirdi?” diye. Halbuki karım “Bu herif kim bilir şimdi hangi kadınla eğleniyordur? Neler beceriyordur?” diye düşünür. Onun için anamın düşündüğü düşman başına, karımın düşündüğü benim başıma der dururum.”