Akıllı delilik mi? Aptalca akıllılık mı?
Akıllı değil hayat! Ne zaman ne yapacağı belli olmuyor; ne zaman güldüreceği, ne zaman ağlatacağı, ne zaman öldüreceği… Eh, o bizimle eğlenirken bizim elimiz armut mu toplayacak? Doğrusunu isterseniz, beni bozar bu pasivizm! Bir şekilde yaşantıma müdahale etmeliyim. Yoksa hasedimden çatlarım valla. Evet akıllı durmuyor, iki dakika delikanlı olmuyor hayat. Hiç durmadan korkular, tecrübeler, deneyler, yıkımlar ve coşkular sunuyor bize. Biz de bunları biriktirip, eldeki verilerden yaşantımıza bir şekil veriyoruz. Küçük deneyler yapıyoruz, sonuçlarını bekliyoruz ve sonuçlara göre kararlar alıyoruz. Büyük denemelereyse korkularımız izin vermiyor. Acıdan, kırılmaktan, aldatılmaktan, yenilmekten ne kadar çok korkuyoruz! Oysa yaşam denen şey ne deneyleri, ne sonuçlarını, ne de karar verme sürelerini bekleyecek kadar uzun değil. Kaçıp gidiyor işte! Ucundan kıyısından yakalayabiliyorsan ne ala, yakalayamıyorsan da derdine yan. Hayat deli bir oyundur. Çılgın bir hızla ve sen ne olup bittiğini anlamadan akıp gider. Her nedense, bu oyunda kazanan tarafın akıllı insanlar olduğu düşünülür. Saçma! Akıllı insanların aşkı mutsuzdur… Anlatacak ilginç öyküleri yoktur. Sıradan, güvenli ve huzurlu bir yaşamdan öykü mü çıkar Allasen. Akıllıdırlar ama monoton bir yaşam içinde, gol atmadan ve durmadan kalelerini savunarak debelenip dururlar. Konforlarından, göstermelik yaşamlarından, vicdanları ndan, güvencelerinden vazgeçemedikleri için, özgün bir dünya kuramazlar kendilerine ve çevrelerine. Durmadan savunma halindedirler. Sevgililerine, arkadaşlarına, kendilerini savunmakla geçer hayatları. Yaşamın deliliğinden tırsarlar ve durmadan dogrulara karşı savunmada kalırlar. Savunma yapmaktan imanları gevrer ve atak yapmaya halleri kalmaz. Yani, kendi yaşamlarına müdahil bile olamazlar. Cunku yaşamları abluka altındadır. Seneccanın da dediği gibi; vazgeçmeye hazır ve istekli olanlar dışında hiç kimse hayatın gerçek tadını alamaz. Önyargılardan, deneylerden, sıradan mutluluklardan, huzurdan, güvende olmaktan, paradan ve kariyerden vazgeçmeden otantik bir hayatı yakalamak olası mıdır? Sanmıyorum. Cervantes, Don Kişota şunları söyletirken benimle aynı kaygıları taşıyordu herhalde: Hangisini tercih ederdin; akıllı deliliği mi, aptalca akıllılığı mı? Peki ya siz?




Yorum Yapın